Google+

Stres İle Başetme

Stres İle Başetme

Strese önceki yaklaşımlar

En azından 14.yy başlarından beri stresin kelime anlamı sıkıntı, güçlük, zorluk anlamına gelmektedir. Ancak 17.yy’dan itibaren ünlü bir fizikçi ve biyolog olan Robert Hooke’un çalışması ile teknik açıdan önem kazanmıştır.

Hooke, köprü gibi insan yapımı büyük yapılarla ilgilenmiş ve onları ağır yükleri taşıyabilecek, rüzgar ya da deprem gibi doğal afetlere karşı koyabilecek şekilde planlamaya çalışmıştır. Yük = yapının kendi ağırlığı Stres = yükün etkisi olan çevre Gerilim = yük ve stresin etkisi ile yapıda ortaya çıkan deformasyon. Bu yaklaşım fizikten diğer disiplinlere geçişte bir değişime uğramasına rağmen, fizyoloji, psikoloji ve sosyolojideki 20.yy stres modelini büyük oranda etkilemiştir.

Stres, II. Dünya savaşı boyunca duygusal bir çöküntü olarak değerlendirilmiştir. Bu çöküntünün psikodinamik temelleri savaşın getirdiği bir yılgınlık, ya da savaş nevrozu olarak tanımlanmıştır. Halbuki I. Dünya savaşında psikolojik temellerden çok nörolojik perspektifle yaklaşılmış ve çöküntünün nedeni olarak topçu mermilerinin yaşattığı şok üzerinde durulmuş, patlayan mermilerin sesinin yarattığı beyin hasarı görülmüştür.

II.Dünya savaşı sonrasında, evlilik, sınavlar, hastalık gibi nedenlerin de böyle bir etki yarattığı gözlenmiştir. İnsandaki stres ve işlevsellikte düşmenin, strese olan ilgiyi artırdığı bir gerçektir. Hooke’un analizi ile paralellik gösteren baskın model “girdi-çıktı (input-output)” modeli olmuştur.

Akademik psikoloji içinde davranışçı ve pozitivist ekoller bu modelden bahseder. Özellikle askeri elemanların seçiminde strese dayanıklı olanları seçebilmek ve onları stresle başa çıkma konusunda eğitmek amacıyla stresin etkisi ve nasıl açıklayabilir ve nasıl öngörebiliriz soruları gündeme gelmiştir. Bu soruların yanıtları hiç de basit değildir. 1950’lerde stresli ortamların ve verilen görevlerin her insanın performansında farklı tepki ortaya çıkardığı bulunmuştur (Lazarus&Eriksen, 1952). Bu bilgiye bağlı olarak motivasyonel ve bilişsel değişkenlerde bireysel farklılıkların rolü ile ilgilenilmiştir.

Hooke, aynı şekilde bireysel farklılıklara bakmış ve her metalin esnekliği ile ilgilenmiştir. Örneğin, dökme demir sert ve kırılganken, işlenmiş demir yumuşak ve kırılmaya karşı daha dayanıklıdır. Bu fiziksel olay psikolojik strese karşı direnç için bir metafor olarak kullanılabilir. Tıpkı metallerin yüke olan direncini önceden tahmin edebilmek gibi stres altındaki insanların esnekliği de bireysel farklılık olarak ele alınabilir.

Kişilik özellikler ile ilgili yapılan çalışmalarda, bazı kişilik özelliklerinin (yapıcı düşünme, cesaret, kaynak yaratabilme, iyimserlik, kişisel yeterlik ve tutarlı olabilme gibi) esnek düşünebilme özellikleri ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Tıp alanında stres, tehdit içeren bir uyarana karşı psikolojik ve fizyolojik tepki olarak tanımlanır. Selye, stresör kavramı ile uyaranı; stres kavramı ile tepkiyi tanımlar.

Sosyologlar ise stresi, kollektif tepkiyi bozan ve bir gerilim yaratan ajan olarak tanımlar.

Farklı kullanımlara rağmen 4 kavram her zaman belirgindir: 1. Yük, stres ya da stresör olarak tanımlanan dış ya da iç nedenler 2. Tehdit içeren ya da içermeyen uyaranların ayırımının değerlendirilmesi 3. Başetme süreçleri 4. Kişideki karışık örüntü etkisi Lazarus’a göre psikolojik ve fizyolojik stres tek bir kavram altında birleştirilir: DENGE Stres bazı normlardan ya da hazır olma halinden sapma demektir. Denge kavramını ilk olarak Claude Bernard ortaya atmış, daha sonra Walter Cannon geliştirmiştir. Hans Selye (1956), Cannon’un odaklandığı adrenal medulla’daki catecholamine’lere olan dikkatin yönünü değiştirip adrenal korteksteki steroidlere yönelmiştir. Genel Uyum Sendromu ile dokuya gelen herhangi tehdit içerikli uyaranın (stresör) az ya da çok bir dizi fizyolojik savunmaya yol açtığını (tepki) söyler. Yani genel uyum sendromu, başetme yönteminin psikolojik kavramının fizyolojik karşılığı olarak düşünülebilir. Örneğin, “corticosteroid” salınımı az ya da çok psikolojik stresle ilişkiliyken ısı, açlık, egzersiz gibi fizyolojik stresle ilişkili değildir. Sıklıkla hem psikolojik hem de fizyolojik stres örtüşse de farklı analiz gerektirmektedirler. Fizyolojik stresi ne oluşturur -yani doku için tehdit algısı nedir- ile psikolojik olarak ne streslidir (tehdit) soruları aynı değildir.

Selye için 2 kavram vardır: “Eustress” Olumlu durumla, sağlıklı denge ile ilgili “Distress” olumsuz duygularla ve bozuk vücut dengesi ile ilgili Selye açık bir şekilde neyin fizyolojik neyin psikolojik olduğunu belirtmemekle birlikte genel uyum sendromu bakışına göre adrenal corticosteroidler için şöyle bir farklılık vardır: Bazısı koruyucudur (anabolic) Bazısı zarar vericidir (catabolic) Ölçme ile ilgili teknoloji ilerledikçe bağışıklık sistemi için 2 tip farklı süreç olduğu bulunmuştur: Eustress bağışıklık sistemini geliştirirken, Distress bağışıklık sistemine zarar vermektedir. Ayrıca şu 3 terim psikolojik stres olarak birbirinden farklıdır: Harm: zaten ortaya çıkmış olan zarar, geri dönüşü olmayan kayıp Threat: Henüz olmamış bir zarar beklentisi Challenge: farklı talepler sonucu ortaya çıkan başetme kaynaklarımızı harekete geçirebilme

“Bilişsel uzlaşmacı yaklaşım: Değerlendirme (appraisal)” “Değerlendirme” kavramı bir yanda çevrenin talepleri, zorlamaları ve kaynakları, diğer yanda bireyin kişisel inançları ve öncelikli amaçları arasındaki uzlaşma olarak tanımlanabilir. Lazarus’a göre değerlendirme strese verilen tepkide önemli bir rol oynar. Psikolojide güçlü bir akım oluşmuş ve Amerika’daki psikologlar, Skinner hariç, davranışçı ekolden sıyrılıp kara kutunun içinde neler olduğu konusunda daha emin olup, insan ve hayvan davranışını ve tepkilerini düşünce süreçlerine göre açıklama konusunda daha istekli hale gelmişlerdir. Yapılan psikofizyolojik araştırmaların çoğunda, stres tepkisinin şiddetinin değerlendirme şekline bağlı olduğu gösterilmiştir. Değerlendirme ve başetme süreçleri şu değişkenlerden etkilenmektedir: Bireyin kendisi ve Çevresi. Bu bakış açısı Asch, Harlow, Heider, Murphy, Rotter, ve diğer psikanalitik yönelimli çalışan kişiler tarafından önceden ele alınmıştır. Elbette onlardan önce de klasik Yunan düşünürlerini de unutmamak gerekir. Şunu da unutmamak gerekir ki, her bireyin yapacağı değerlendirme normlardan sapabilir ancak bu bile bir değerlendirmedir. Tek bir gerçek değil pek çok gerçek olduğunu unutmamalı ve her sapmayı patoloji olarak değerlendirmemeliyiz.

“Stresle başedebilme”

Bilişsel bakış açısı geliştikçe başedebilme süreçleri oldukça önem kazanmıştır. Psikolojik stres, kişi-çevre ilişkisinde ters giden şeyler olarak tanımlandığı için, özünde yapı ya da durağanlıktan çok süreç ve değişim vardır. Başetme süreci stres tepkisini 2 yönde etkiler:

Soruna odaklı başetme (Örneğin, komşumuzun ağaçlarındaki yaprakların bizim çimlerimize döküldüğü konusunda onu ikna edebilirsek temelde yaşadığımız tehdit algısının üstesinden gelebiliriz.)

Duyguya odaklı başetme (Örneğin, bir kişi eşinin kendisine söylemiş olduğu küçük düşürücü sözleri onun iş yaşamındaki stresi gözönüne alarak yeniden değerlendirirse ona karşı hissettiği kızgınlık ta kaybolacaktır.)

Psikolojik stresi kontrol etmenin en güçlü teknikleri inkar ve mesafe koymadır. Çünkü, bu iki teknik kişiye durumu yeniden değerlendirme fırsatı ve tehlikesiz bir karşılaşma sağlar. Kısaca, değişim ister dış koşullardan ister bireyden kaynaklansın, başetme, psikolojik stresi, değerlendirme yolu ile etkiler, değerlendirme her zaman bir ortalayıcıdır. Yazar ve arkadaşlarının oluşturduğu (1988) “Başetme Yolları Anketi” ile yapılan çalışmada şu bulgular elde edilmiştir: 1. Başetme kompleks bir kavramdır ve insanlar çoğunlukla günlük yaşamdaki temel stratejileri kullanırlar. 2. Başetme çevrenin değiştirilebilir olup olmaması ile ilgilidir. (sorun odaklı mı yoksa duygu odaklı mı?) 3. Cinsiyet farklılığı gözetmez. 4. Bazı stratejiler sabitken bazıları değişkendir. 5. Her durumda stratejiler değişiklik gösterebilir. 6. Başedebilme duygusal açıdan bir uzlaştırıcıdır. 7. Başetme örüntüsünün yararlılığı karşılaşılan strese, kişilik tipine ve subjektif iyilik hali, işlevsellik gibi özelliklere göre değişir.

Stres ve duygular

Stres, duygu başlığı altında önemli bir yeri kaplamaktadır. Bu iki konunun birlikte ele alınması, bazı güçlükleri getirirken, önemli olumlu etkileri de ortaya çıkmaktadır: Böylece stres kavramı tek boyutludan (activation) çok boyutluya (harm, threat, challenge) doğru ilerlemiştir.

Bilişsel-motivasyonel-ilişkisel bir duygu modeli: Lazarus’a göre (1991) ortalama 15 farklı duygu tanımlanabilir. Ona göre her duygunun kişi ve çevre arasındaki ilişkiye göre ayrı bir öyküsü, senaryosu vardır. Araştırmacılar için önemli olan değerlendirme süreci boyunca “ilişkisel anlamı” ortaya çıkarabilmektir.

Duygu: Öfke, Kaygı, Korku, Suçluluk, Utanç, Üzüntü, Kıskançlık, Haset, Tiksinme, Mutluluk, Gurur, Rahatlık, Umut, Sevgi, Merhamet.

İlişkisel tema: Saldırıya maruz kalma, Belirsiz, varoluşsal tehditle yüz yüze gelme, Ani, kesin, büyük bir fiziksel tehlike, Ahlaki kuralları çiğneme, İdeal tavırları sürdürememe, Geri dönüşü olmayan kayıp yaşantısı, Başkasının sahip olduğunu isteme, Başkasının kaybından mutluluk duyma, Hazmedilemeyecek kadar yakın olma, Hedeflerin gerçekleşmesi yolunda adım atma, Kişinin yaptıklarından dolayı başarılı ve değerli görülmesi, Sıkıntı yaratan bir durumun ortadan kalkması, Kötü deneyimler yaşansa da daha iyisini bekleme , Karşılıklı olmasa da başkasını arzulama, Başkasının acısına ortak olup ona yardım etmeyi isteme, acıma.

Örneğin, bir çift A ve B, aynı etkileşimden farklı yapısal anlamlar türetirler. A için, o anda olanların ilişkisel anlamı küçük düşürülmüş olmasıdır ve bunun anlamı da yaralanmış olan benlik saygısının onarılması gerekliliğidir. Diğer yandan B için, iletişimin ilişkisel anlamı evlilik ilişkisinin tehdit altında olduğu hissidir.

Burada A’nın yaşadığı duygu anksiyete, B’nin yaşadığı duygu öfkedir. Her ilişkisel anlam, duyguların bilişsel kurgusudur. Bu yüzden Lazarus “core relational theme” adını vermiştir. Her duygu farklı ilişkisel temalar taşır. Örneğin öfkenin değerlendirme örüntüsü tedavi amaçlı incelenirken, bireyin benlik saygısının incinmesi sonucunda öfkenin oluştuğu dikkate alınır.Ve suçlama, öfkenin anahtar değerlendirme kavramıdır. Öfkeli kişi sorumluluğu dış nedenlere atfeder.

Başetme ve duygu

Başetme sonucunda kişi-çevre ilişkisi ve yapılan değerlendirmenin etkisi ile duygu şekillenir. Bu yüzden, bir ortamda ifade edilen öfke, toplum tarafından hoş karşılanmasa bile, duygunun kendisi ile başedilmesi gerekir. Bu da örneğin, inhibisyon ya da inkar yolu ile yapılabilir.

Sonuç olarak,

Aristotle, duyguların ilk bilişsel teorisyeni olarak Rhetoric adlı yazısında “öfke, bizim ve arkadaşlarımızın sahip olduğu bir inançtır, acı veren bir duyguya ve intikam dürtüsüne ya da arzusune yol açar.” diyerek bahsettiğimiz değerlendirme teorisindeki temelleri ortaya koymuştur.(inançla olan bağlantısı, arzu ve intikam dürtüsü gibi)

Öfkeli kişiler için bu öfke nasıl ortaya çıktı sorusunu anlamamız konusunda şunları söyler: 1. Öfkeli kişinin zihni ne durumdadır? 2. Onu kızdıran kişiler kimlerdir? 3. Hangi ortamlarda bunu hissetmektedir?

İngiliz felsefeci Robertson (1877) benzer şekilde şöyle yazmış: Aynı yaşta ve aynı yapıda 4 kişi aynı araçta seyahat ederler. Belli bir noktada önemli bir kişinin aniden öldüğü söylenir. Birinci kişi oldukça duygusuz karşılar. İkinci kişi anlar ama tepki vermez. Üçüncü kişi oldukça üzgün görünür. Dördüncü kişi ise ağlar, bağırır, yas tutar. Bu dört kişi arasındaki fark nereden kaynaklanmaktadır? Bir anlamda hepsi benzerdir. Birinci kişi yabancıdır ve iletişimi anlamamıştır. İkinci kişi o kişi ile daha önce hiç karşılaşmamıştır. Üçüncü kişi o kişi ile sık sık buluşup keyifli saatler geçirmiştir. Dördüncü kişi o kişinin kardeşidir ve pek çok anlamda bağı vardır.

Böyle bir durumda ilk olarak değerlendirmeleri anlamak gerekir. İkinci olarak şefkat hissi, daha sonra kişinin etkilenme derecesi ve en son üzüntünün yaratacağı ajitasyon hali dikkate alınmalıdır. Duygu konusu “bilimsel olarak çalışılamaz” yaklaşımı radikal davranışçı akım ile kendini göstermiştir. Bu anlamda zihinsel süreçlerin yürürlükten kaldırılması hareketi psikolojiyi felsefe bölümünden ayırmıştır. Ancak son yıllarda psikologların çoğu bir kez daha felsefi analizleri değerli bulmaya ve labaratuar gözlemlerinden elde edilemeyen veriyi sağladığı konusunda düşünmeye başlamışlardır. Yani sorunların steril bilimselciliğinden kaçıp subjektif anlamlarını keşfetmeyi kıymetli bulmaktadırlar.

Haberler

tüm haberler

TPD ve APA, gelecekte yapılacak işbirliklerine zemin hazırlayan bir ön sözleşme imzaladı

Türk Psikologlar Derneği Genel Başkan Yardımcısı Pınar Özbek ve Amerikan Psikoloji Derneği Başkanı N

haber detayı

Kadına şiddet uygulayan ve kadın cinayeti faili olan erkeklerin TV ekranlarına çıkartılması

TÜRK PSİKOLOGLAR DERNEĞİ OLARAK UYARIYORUZ Kadınlara yönelik şiddet ve cinayetleri meşrulaşt

haber detayı

Bilcom Bilgisayar